3. Hafta Kayıtları

http://www.livestream.com/revoltistanbul/video?clipId=pla_771495e8-c72c-47d5-82a7-92fca8262e2a

Watch live streaming video from revoltistanbul at livestream.com
Advertisements

İlk Hafta Notları (31 Mart 2013)

 

Yeni medya nedir?

 

Lev Manovich’e göre

 

Principles of New Media…………………………………………………………………… 49

 

Numerical Representation…………………………………………………………. 49

 

 

All new media objects, whether they are created from scratch on computers or

 

converted from analog media sources, are composed of digital code; they are

 

numerical representations. This has two key consequences:

 

  • New media object can be described formally (mathematically).

  • New media object is a subject to algorithmic manipulation. For instance, by applying appropriate algorithms, we can automatically remove “noise” from a photograph, improve its contrast, locate the edges of the shapes, or change its proportions. In short, media becomes programmable.

2. Modularity ……………………………………………………………………………… 51

 

For

example, a multimedia “movie” authored in popular Macromedia Director

 

software may consist from hundreds of still images, QuickTime movies, and

 

sounds which are all stored separately and are loaded at run time. Because all

 

elements are stored independently, they can be modified at any time without

 

having to change Director movie itself. These movies can be assembled into a

 

larger “movie,” and so on. Another example of modularity is the concept of

 

object” used in Microsoft Office applications. When an object is inserted into a

 

document (for instance, a media clip inserted into a Word document), it continues

 

to maintain its independence and can always be edited with the program used

 

originally to create it

 

 

3. Automation …………………………………………………………………………….. 52

 

4. Variability ………………………………………………………………………………. 55

 

5. Transcoding ……………………………………………………………………………. 63

 

Yeni Medya ile sosyal medya aynı anlama mı gelmektedir?

 

Yeni olan nedir?

 

Web 2.0, Web ve Web 3.0: Beklentilerimiz Neler?

 

İnternetin Tarihi

 

1960’ların başında askeri ve bilimsel araştırma ve geliştirme alanında, bilgisayarlar yardımıyla bilgi paylaşımında büyük potansiyel değer olduğunu gören bir grup insanın vizyoner düşüncesinin bir sonucudur. MİT (Massachusetts Institute of Technology)’den J.C.R Licklider1962 yılında bilgisayarların global şebekesini önerdiği ve sosyal etkileşimlerin kayıtlı ilk tanımını yaptığı, “kısa notlar serisi” çalışmasını yayınlamıştır. Aynı yılın sonunda, Licklider ilk başkanı olduğu DARPA‘ya girdi.

MIT’den Leonard Kleinrock internet bağlantısının temelini biçimlendirmek için paket anahtarlar teorisini geliştirdi. MIT’den Lavvrence Roberts 1965 yılında çevirmeli Roberts 1966 yılında DARPA’ya katıldı ve ARPANET için kendi planını hazırladı. Burada ismi geçen ve geçmeyen vizyonerler ilk internetin kurucuları oldular.

1969 yılında ARPA kuruldu ve internet kavramı olarak kullanılmaya başlandı. ARPA başlangıçta 4 ayrı üniversitedeki ana bilgisayarlarla bağlantı halindeydi. Birkaç yıl içinde çok sayıda kurum (çok sayıda araştırma enstitüsü ve üniversite) aşamalı olarak ARPA’ya bağlandı.

Internet, başlangıç aşamalarında bilgisayar uzmanları, bilim adamları ve kütüphaneciler tarafından kullanıldı. Sıradan insanların kullanabileceği kolaylıkta değildi. Bu anlamda, ilk internet bugün kullanılan gibi kolay kullanım olanağı olan kullanıcı dostu değildi. O günlerde, evlerde ve ofislerde bilgisayar yoktu. İnterneti kullanacak kişi kim olursa olsun, karmaşık bir sistemi kullanmayı öğrenmesi gerekiyordu.

1972 yılında, Ray Tomlinson tarafından elektronik posta ARPAnet’e uyumlaştırıldı. Kullanıcı adı ve adresini birleştirmek için, birçok sembol arasından “@” sembolünü seçti. 1972 yılında RFS10 olarak yayınlanmış Telnet protokolü uzaktaki bilgisayara bağlanmayı başardı. 1973 yılında RFS standartlarında yayınlanmış Ftp Protokolü, internet siteleri arasında dosya transferini olanaklı kıldı.

İlk defa Bob Kahn tarafından önerilen TCP/IP mimarisinin bir sonucu olarak, internet 1970‘li yıllarda olgunluğa ulaştı. TCP/IP çok sayıda bilgisayar arasında dosya transferi, elektronik posta ve uzaktan bağlanma gibi olanaklar sunan bir internet protokolüdür. TCP/IP yukarıda belirtilen birkaç temel hizmeti verebildiği için başarılı olmuştur. 1983 yılında ABD savunma bakanlığı daha önce kullandığı NCP protokolü yerine TCP/IP’yi adapte etmiştir.

1986 yılında ABD’de Ulusal Bilim Vakfı‘nın sponsorluğunda, NSFnet ABD çapında 56 kbps hızında internet omurgası oluşturulmuştur. Vakıf sponsorluğunu yaklaşık on yıl devam ettirmiş ve ticari olmayan hükümet işleri ve araştırma amaçlı kuralların düzenlenmesini desteklemiştir. Elektronik posta, Ftp ve Telnet komutları standartlaştırılmış, teknik olmayan personelin internet kullanımı da kolaylaşmıştır. Bugünkü standartlar kadar kolay olmasa da, üniversitelerdeki belirli insanlara internet kullanımını açmıştır. Kütüphanelerin yanı sıra, bilgisayar, fizik, mühendislik bölümleri internet şebekesinin yararlı bir şekilde kullanımının yolunu bulmuşlardır.

İnternetteki site sayısı az olmakla birlikte, ilgilenilen alandaki araştırmaların kayıtlarını bulmak kolay hale gelmişti. O dönemde, ulaşılabilir kaynakları indekslemek için hâlâ çok daha fazla araca ihtiyaç vardı.

Kütüphane katalogları dışında,, ilk internet indeksi 1989 yılında yaratıldı. Peter Deutxch ve onun ekibi, Montreal McGill Üniversitesi‘nde Ftp dosyalan için “archie” adıyla anılan bir arşivleyici yaratmıştır. Bu yazılım periyodik olarak elde edilmeye açık olduğu bilinen Ftp dosyalarına ulaşıyor ve listeliyordu. Archie Unix işletim sistemi komutlarını kullanıyor ve tam kapasite kullanılabilmesi için bazı unix bilgilerini de sunuyordu.

1991 yılında, Minnesota Üniversitesi‘nde ilk gerçek kullanıcı dostu internet arayüzü geliştirildi. Üniversite, kampus içindeki yerel ağında bilgi ve dosyalara erişim için basit bir menü sistemi geliştirdi. Hemen ardından ana makinelerde kullanılan bu sistemin kişisel bilgisayarlarda da kullanım olanakları tartışılmaya başlandı. Bir süre sonra, menü sistemini kullanıcılara da yaygınlaştıran \ Gopher geliştirildi. Gopher, Minnesota Üniversitesi’nin maskotu olan sincap i demektir. Gopher, internette arama yapan kelimeye dayalı bir arama motorudur. Geliştirildikten birkaç yıl sonra dünya çapında 10.000’den fazla Gopher ortaya çıktı.

1989 yılında başlayan fakat Gopher‘dan daha yavaş gelişen, kullanımı kolaylaştıran başka bir gelişme yaşandı. Tim Berners ve ekibi, Avrupa Parça Fiziği Laboratuvarı‘nda bilgi dağıtımı için Cern adıyla bilinen yeni bir protokol önerdiler. Bu protokol 1991 yılında günümüzde de yaygın olarak kullanılan www (world wide web) adını aldı. www hipertextlere dayalı bir internet protokolüdür.

1993 yılında, internet tarihi açısından çok ileri bir gelişme olarak görülen, ilk grafiğe dayalı tarayıcı MosaicMare Andreessen ve ekibi tarafından geliştirildi. Andreesen daha sonra,Microsoft‘un Internet Explorer‘i geliştirmesine kadar en popüler grafik tipi tarayıcı ve servis sağlayıcı olarak bilinen Netscape firmasına katıldı.

Delphi, abonelerine internet üzerinden ulusal çapta ticari işlemler yapma olanağı sunan ilk işletmedir. Delphi, Haziran 1992‘de bir e-posta bağlantısı ile hizmete açıldı ve aynı yılın sonlarında tam internet hizmeti vermeye başladı. 1995 yılında, Ulusal Bilim Vakfı’nın internet omurgasına yönelik sponsorluğuna “son verdiğinde ticari kullanımdaki hileli sınırlamalar kalktı ve tüm aktörler ticari şebekeye güven duydular. AOLProdigyCompuserve internete katıldılar. Böylece, internetin ticari kullanımı genişledi.

Microsoft’un tarayıcı ve internet servis sağlayıcı pazarına tam olarak girmesi, ticarete dayalı internetin sınırlarının gelişmesinde başlıca rolü oynamıştır. 1998 yılında, Microsoft’unWindows 98 sürümü işletim sistemi, internet tarayıcısı ile masa üstü kişisel bilgisayarlara iyi entegre oldu. Bu sayede, internet çok hızlı yayılmaya başladı. Microsoft’un başarısı o kadar yüksek oldu ki, ABD mahkemeleri rekabeti düzenlemek için Microsoft’un faaliyetlerini ayırarak küçültme kararı aldı.

İnternetin dünya üzerinde herhangi bir yerden her an kullanılabilmesi, gerek tüketicilerin gerekse işletmelerin ticari amaçla internet ortamına gelmesine neden olmuştur. İnternetin son 10 yıllık dönemdeki adaptasyonu o kadar hızlı olmuştur ki, fiziki ortamda yer alan hemen her şey internet ortamına taşınmıştır. İnsanlar için tanışma, sohbet etme, alışveriş yapma, müzik dinleme, film seyretme veya satın alma, bilgi arama v.b. çok çeşitli amaçlar için dünyanın her yerinde birçok ülkede çok sayıda işletme ve tüketici internet ortamında boy göstermektedir.

Bütün bu hızlı gelişimine rağmen, internet ile ilgili gelişmelerin sonuna gelindiği anlaşılmamalıdır. İnternetin verimli bir pazar ortamı olabilmesi için önünde daha birçok engeller mevcuttur. Bağlantı hızlarının artırılması, internete yönelik güvenin oluşturulması, işletme ve tüketicilerin internet ortamına adaptasyonları v.b. birçok alanda yapılması gereken birçok çalışma mevcuttur.

Türkiye’deki İnternet Sağlayıcıları

Avea, Bimcell, PTTCell, Telsim, TTNET, TTNet Mobil, Turk.net, Turkcell, Turkcell Superonline, Uydunet, Vodafone Türkiye

Kaç Kişinin Cep Telefonu Var?

Haziran 2012 itibariyle Türkiye’de yaklaşık %88,5 penetrasyon oranına karşılık gelen toplam 66,14 milyon mobil abone bulunmaktadır. Temmuz 2009’da sunulmaya başlanan 3G hizmeti Haziran 2012 itibariyle 37,7 milyon aboneye ulaşmıştır. Şekilde 2G ve 3G mobil abone sayısı ile penetrasyon oranları yıllar itibariyle karşılaştırılmaktadır.

3G Bağlantısı Olanlar

3G hizmetlerine ilişkin veriler yer almaktadır. 2011 yılı ikinci çeyrekte 24,8 milyon olan 3G abone sayısı, 2012 yılı ikinci çeyrekte 37,7 milyona ulaşırken, 3G hizmetiyle birlikte mobil bilgisayardan ve cepten internet hizmeti alan abone sayısı da aynı dönemler için 3.629.522’den 10.649.948’e yükselmiştir. 2012 ikinci çeyrekte toplam mobil internet kullanım miktarı ise 15.042 TByte olarak gerçekleşmiştir.


Kaç evde internet var?

 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ”2012 Yılı Hanehalkı Bilişim Teknolojileri Kullanım Araştırması Sonuçlarını” açıkladı. Bu yılın Nisan ayı içerisinde gerçekleştirilen araştırmaya göre, hanelerin yüzde 47,2’si internet erişim imkanına sahip bulunuyor. Bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 42,9 düzeyinde idi.

İnternete erişim imkanı olmayan hanelerin yüzde 27,6’sının internet kullanımına gerek duymadıklarının belirlendiği araştırmada, Türkiye’de en yaygın internet bağlantı türünün yüzde 66,4 ile ADSL olduğu görüldü.

Kentlerde internet erişim imkanı olan hane oranı kentlerde yüzde 55,5 iken, kırsal yerlerde bu oran yüzde 27,3 olarak tespit edildi.

BİREYLERİN YÜZDE 37,8’İ DÜZENLİ İNTERNET KULLANICISI
Araştırmaya göre, 2012 yılı ilk üç ayında (Ocak-Mart 2012) 16-74 yaş grubundaki tüm bireylerin yüzde 37,8’si interneti düzenli olarak (hemen hemen her gün veya haftada en az bir defa) kullandı. Aynı dönem ve yaş grubunda internet kullanan bireylerin arasında düzenli internet kullanım oranı ise yüzde 88,5 olurken, bu oran kentsel yerlerde yüzde 89,7, kırsal yerlerde yüzde 82,5 ve İBBS Düzey-1’e göre İstanbul bölgesinde yüzde 90,7 oldu.


Türkiye’de Sosyal Medya (TTNET Araştırma Verileri)

Dijital platformların Türkiye’deki kullanıcı sayıları ve kullanım verilerine yönelik bilgilerin de bulunduğu videoya göre, Facebook ülkemizdeki en popüler sosyal ağ olarak dikkat çekiyor. Zira Türkiye’de 32 milyondan fazla kullanıcısı bulunan Facebook, her 10 kişiden 4′ünün sosyalleşme aracı. Ayrıca 8 milyondan fazla İstanbullu barındıran Facebook’un Türkiye’deki kullanıcılarının üçte ikisi erkek.

Türkiye’de Facebook’tan sonra kullanıcıların en çok vakit harcadığı ve aktif olduğu sosyal ağ tahmin edebileceğiniz gibi Twitter. Nitekim videoda paylaşılan bilgilere göre ülkemizde günde ortalama 8 milyon tweet gönderiliyor. Bu rakam saniyede 92 tweete denk geliyor. Günün her anı kontrol edilen ve artık bir anlamda haber kaynağı haline gelen Twitter, Türkiye’deki kullanıcılar tarafından daha çok akşam saatlerinde ziyaret ediliyor. Bununla birlikte ikinci ekran kullanımının yaygınlaştığı şu günlerde Twitter ülkemizde en çok televizyon karşısında kullanılıyor.

İnternet Ne Kadar Yeni

 

Convergence (Yakınsama) Nedir?

 

Yakınsama kavramı sayesinde internet, telefon ve TV kombinasyonunun bir arada sunulabildiği; böylece telefon, data ve video ihtiyacına cevap verebilen Üçlü Oyun (Triple Play) sistemine mobil özelliklerin de eklenmesiyle Dörtlü Oyun (Quad Play) ile tanıştık.


Yakınsama genel olarak dijitalleşme ve genişbant ağlarının ortaya çıkması dolayısıyla, telekomünikasyon, Radyo-TV yayıncılığı ve bilişim sektörleri arasındaki teknik ve düzenleyici sınırların, bulanık bir hal alması ya da belirsizleşmesi olarak ifade ediliyor.

http://blog.ttnet.com.tr/yakinsama-ve-hayatimiza-etkileri/

Yeni model televizyonlar ve evimizdeki oyun konsolları ile internette sörf yaparken, bilgisayarımızı ve cep telefonumuzu televizyon olarak kullanıyor, internet bağlantımız üzerinden telefon görüşmesi yapabiliyoruz.

İletişim kanallarımız hızla iç içe girerken aynı zamanda yer ve zaman konusunda bağımlılığımız da ortadan kalkıyor. Yakınsama ile artık her yerde ve her zaman tüm hizmetlere ulaşmamız mümkün oluyor.

Tarık Ali röportajı – Pınar Öğünç Radikal

Bir panel için İstanbul’a gelen Tarık Ali’yle Kürt çözümünden, ‘aşırı merkez’ sorunundan ve kapitalizmin kendi takviminden konuştuk.
'Madem İsrail'in özrü önemli; TC, Kürtlerden özür dilesin'

 

Dünyada solun önemli fikir insanlarından, yazar, tarihçi ve film yapımcısı Tarık Ali İstanbul’daydı. SALT Galata’da süren ve Türkiye’nin dört yanındaki sınır köylerinin iki yanında yapılan çekimlerden oluşan ‘1+8’ sergisinin çerçevesinde davet edildiğinden, başlığını ‘Türkiye, NATO, İç ve Dış İlişkiler’ olarak seçmişti. Cynthia Madansky ve Angelika Brudniak tarafından çekilen belgeselin çok ekranlı sunumla daha da etkileyici hale geldiği sergiyi ayrıca önerelim.
“Bazı dönemlerde hakikati konuşmak için yer seçeneklerini o kadar daraltırlar ki, bize sanat galerileri ve edebiyat festivalleri kalır” diyerek başladı Ali. ‘Komşularla sıfır sorun politikasından’, NATO’nun Soğuk Savaş sonrası anlamsız, tam da buradan anlamlı varlığına geçti. NATO şimdiye dek Türkiye’ye ne kazandırmıştı? NATO şimdiye kadar katliamları önlemek için nasıl katliamlar yapmıştı… Kışa dönen Arap Baharı, ABD’nin Türkiye üzerinden ılımlı İslam’ı keşfi, Kürt meselesinde çözüm süreci ara başlıklardan bazıları.
Panel öncesinde buluştuğumuzda bizim de ayrı başlıklarımız vardı.

Tayyip Erdoğan’ın ‘One minute’ çıkışından bir süre sonra, “Söz konusu İsrail olduğunda Türkiye çok ses çıkarıyor ama yaptığı az. İsrail böyle çıkışlardan etkilenmez, somut adım lazım” demiştiniz. İsrail’le her tür ticaret ve elçilik düzeyinde ilişkiler sürerken bunun anlamlı olmadığını söylemiştiniz BBC’ye. Mavi Marmara’da yaşananlara dair İsrail’in özrünü, Türkiye’nin bu süre içerisinde somut bir şeyler yaptığı şeklinde mi alırsınız ya da nasıl yorumlarsınız? 
Halkla ilişkiler açısından çok iyi malzeme…

Hangisi? 
‘One minute’ de İsrail’in özrü de. İkisinde de gösteri var ama içerik boş. Hele Obama’nın bu özür işine aracılık etmesi iyice mide bulandırıcı. Önemli olan insan hayatları ve yeni ölümler olmasını nasıl engelleyeceğimizdir. İkisi de bence çok çiğ, sinik ve faydacı hareketler. O anlamda iki lider de aynı tarafta. İkisi de geniş çerçevede Amerikan İmparatorluğu’nun parçası ve ikisi de bunun ışığında Ortadoğu’da yapmaları gerekeni yapıyor. Özür, sanırım Suriye’deki işi bitirmek için gerekliydi. Bunu da yapacaklar.

Türkiye’nin Kürtleriyle girmeye çalıştığı çözüm sürecinden haberdarsınız. Kürtlerin yaşadığı diğer bölgelerdeki durumu da dikkate alınca, siz nasıl bir ‘çözüm’ görüyorsunuz? 
Türkiye’nin PKK’yla görüşmesinin, görüşme niyetinin diyelim, arkasını okumak mümkün. Türkiye Kuzey Irak’ı inşa ediyor, Türk şirketleri bölgeye üşüşmüş. Aynısını Suriye’nin otonomi kazanmış yeni Kürt bölgesinde yapma imkânı var. Devletin ilkesel adımlar atmadığını, sadece çıkar ilişkisiyle hareket ettiğini düşünüyorum. Madem özürler çağındayız, madem İsrail’in özrü çok önemli, o zaman Türkiye Cumhuriyeti Kürtlerden özür dilesin. Bunca yıldır Kürt vatandaşlarına uyguladığı baskı ve bütün ölümler için… Basit bir özür. Görüşmelere ancak böyle başlarsanız yolunda gider.

Bu gerçekçi bir ihtimal mi? 
Ben bilmem. Ama devletin samimiyetini, görüşmeler için ne kadar istekli olduğunu bu gösterecektir. Kaldı ki her şey soyut gidemez, anayasadaki bazı demirden maddelerin erimesi gerekir. Her tür azınlığın haklarını gözeten, Kürtlere politik ve kültürel haklarını veren, doğru düzgün bir otonomi sağlayan düzenlemelerden söz ediyorum. Fikrim sorulacak olursa, bugünün dünyasında bağımsız bir Kürt devleti, bir biçimde bölgede ABD’nin ya da İsrail’in onayına bağlı olacağından, Ürdün gibi bir devlete benzer. Bir de şu var: Türkiye’nin Kürtlerini bölgesel olarak tarif edemezsiniz. İstanbul’da bir-iki milyon Kürt yaşıyor, yüz binlercesi de başka bölgelerde. Yani Kürtler bu ülkenin bir parçası ve her yanında da haklarını kullanabilmeliler. Bence en iyi çözüm budur. Yoksa çözüm çok. Eğer çözüm Filistinlilerin Oslo’da yaşadığına benzeyecekse felaket olur. O yüzden halka açık bir özür ve anayasal güvence önemli. Şu anda ne yapacaklarını tam bilmiyorlar çünkü bir yandan da Kuzey Irak’la görüşmeler yapılıyor.

 Kullandığınız ‘aşırı merkez’ diye bir tabir var. Aşırı sağın ve aşırı solun küçüldüğü bir dönemde aşırı merkezin hegemonyasından söz ediyorsunuz. Merkezden farkı ne aşırı merkezin? 
Artık merkez yok. Ya da onların merkez dediğine ben ‘aşırı merkez’ diyorum. Merkez sağ ve merkez sol aynı şeyleri söyler hale gelmiş. Bu da demokrasinin içini boşaltıyor. Alternatifin olmadığı yerde demokrasiden nasıl konuşabilirsiniz? Aşırı merkezin karakteristik özellikleri neoliberal politikalarda, yoksulları ezmekte uzlaşmalarıdır. Genel manada Amerikan çıkarlarıyla çelişme yoktur. Onların hegemonyasında medya payanda haline gelir. Sendikal haklardan, kamu bütçesinin sosyal güvenlik odaklı harcamalarından hazzetmemekte uzlaşırlar. Ancak bazı İskandinav ülkelerinde sosyal demokrasiden söz edebiliriz, onun dışında gayet tektipleşmiş bir siyaset söz konusu. O yüzden gençler oy vermek istemiyor ya da verdiklerinde İtalya’da palyaçolara, Almanya’da, Fransa’da papağanlara veriyorlar. Çünkü güvenleri yok.

-En güçlü yanı ne, en zayıf yanı ne aşırı merkezin? 
Bir kere çok güçlü bir koalisyon. Amerika’da kendini gösterdi ama Avrupa’nın da Amerikanlaşmasıyla orada da aşırı merkez hâkim artık. Avrupa’da bazı merkez sol politikacıların Obama’nın boş retoriğini kullandığını görürsünüz. Avrupa’nın geniş kesiminde siyasetçiler yoksullar için kıllarını kıpırdatmaz; tek mesele para. Merkez sağ ve sol bu noktada buluştuğunda, -ki bilirsiniz iş adamlarının tarafı yoktur- ikisinden de olabilir, kim kazanırsa kazansın onlar kaybetmez hale gelirler. Zayıf yanı ancak kitleler sokağa döküldüğünde oluşabilir. Yunanistan’daki Syrizia gibi parti oluşma ihtimali vardır. O zaman da işte Avrupa’nın bütün aşırı merkezi birleşip, Altın Şafak faşistlerine saldırmak yerine öfkelerini Syriza’ya akıtmayı tercih eder. Yunan halkına ders verir: “Aman Syriza’ya sakın oy vermeyin, mahvolursunuz. Yoksa sizi AB’den de atarız”…

Aşırı merkezin kendi muhalefetini içinden üretebilme kabiliyeti var mı? 
Bence var. Merkez sol 2008 krizinden sonra bile finans kapitalin ve bankacıların sistemi domine ettiği sisteme alternatif üretemedi. Ne yazık ki aşırı sağ yükselişte. Aşırı sağın, aşırı merkez üzerindeki etkisi var bir de. Bütün bu ülkelerde göçmenlere karşı ciddi nefret söz konusu. Sadece farklı ten renginde olanlara değil, Romanyalı, Polonyalı göçmenlere de mesela.
Aşırı merkezin Türkiye’de karşılığı var mı? 
Türkiye’de işler bu seviyede değil. Erdoğan, bir dizi nedenden dolayı popüler ama bu değiştiğinde işler keskinleşecek, buna şüphem yok.

ABD ve sonrasındaki kriz boyunca Türkiye’de, hükümette şöyle bir ruh hali vardı: “Biz becerdik, herkes çuvalladı”. Ama kapitalizmin takvimi ayrı. Örneğin inşaat patlamasına bağlı olarak yükselen kredi borç oranlarına bakınca, kapitalizmin kendi saati Türkiye ekonomisine dair ne söylüyor size? 
Türkiye ekonomisi son 50 yıldır patlıyor, sönüyor, bunu biliyoruz. Avrupa’daki krizin benzerine ama daha düşük seviyede olanına hazırlıklı olmalısınız. Sekiz ay önce Kıbrıs’taydım ve birçok insan bana “Yunanistan çuvalladı, neyse ki biz onlara benzemiyoruz” diyordu. Güldüm. Çünkü hastalık ağır ve bulaşıcı. Bütün bankacılık sistemleri birbirine bulaştırıyor. Bu, küresel bir kriz. Türkiye’nin kapitalistleri de kendine o kadar güvenmesin bence. Mucizevi biçimde bundan sıyıracaklarını mı sanıyorlar, nasıl? Ekonomik krizler söz konusu olduğunda müttefikler de size bir şey yapamaz. En azından dünyada böyle, belki cennette mümkündür.

‘Yol’daki kadının çığlığını unutabilir misiniz?’

Ekonomik krizler, sarsıcılığı ölçüsünde bireysel varoluşsal krizler de demek. Sizin de alanınız, küresel krizin yarattığı ruhu edebiyatta, sinemada görüyor musunuz ya da görebilecek miyiz? 
Bence bugünün en iyi sinemasını İran, Tayvan, Çin ve Güney Kore yapıyor. Avrupa’da da var. Örneğin Haneke, çok zeki, beğeniyorum da ama söylediği şey çok az. Bir hafta sonra söylediğini unutuyorsunuz. Büyük filmleri unutmayız. ‘Yol’daki kadının çığlığını unutabilir misiniz? Ben unutamıyorum. Avrupa sineması küreselleşmeyle Amerikanlaştı, Hollywood iyice konformist oldu. O yüzden ne ABD ne Avrupa sinemasından, edebiyatından söylediğinizi beklemek zor. Ama belki bir yerlerde gençler çağlarının başyapıtlarını yaratmak üzere çalışıyor şu anda. Öyle umalım.

Panellerde, söyleşilerde, aktivizm tecrübenize hürmeten size ‘Peki umut var mı? Nasıl?’ şeklinde sorular geliyor hep. Doktordan reçete bekler gibi. Bu tip soruları umudun mu, umutsuzluğun mu işareti olarak alıyorsunuz? 
Bence umut, çünkü insanlar yeni bir topluma ihtiyaç duydukları için soruyor. Ama dürüstlükten yanayım. Boş umutlar veren solculardan olmak istemem. İnsanlara ‘Devrim kapıda’ falan diyebilirsiniz. Fakat bunun zararı daha büyük olur. Değişimler sizin ne yapacağınıza bağlı diyebilmek önemli. Sadece bilgisayar başında sosyal ağlara bağlanmak ya da Twitter’da aktivist olmak sizi bir yere götürmez.